#

Gençler Olmadan Millet Olmaz

Selim Cerrah[1]


Yeni bir dünya kurmanın yolu iyi niyetle ve gayretle çalışmaktan geçer.

Türkiye’de yaşamakta ısrar etmek zorbaya meydan okumaktır.  Bunun ne anlama geldiğini idrak edenler insanlık namına söz söyleme kudretine sahip olur ve kurulu düzenlere karşı ayakta durur. Batılı güçler bu kararlılığın üstesinden gelmek için her mekanizmayı kullandı. Değerlerimize dönmeyelim diye bize savaş açıldı.  Vesayetçiler eliyle demokrasimiz kesintiye uğratıldı. Bunun en bariz örneği 27 Mayıs darbesi sonrası yaşanan hukuk ve akademi dünyasındaki katliamdır. Darbeyle sadece milli irade alaşağı edilmedi, akademide yetişmiş bilgi üretebilecek az sayıda insana da yasak getirildi. İnsanlarımız Batının kalkınması için ağır işçiliğe razı edildi.

Türkiye tarihinin her kırılma anında ortaya çıkıp Batı’nın tuzaklarını tersine döndüren yegâne güç millet olma bilincidir. Dünyaya Anadolu’dan bakanlar Orhun anıtlarından Cezayir’e, Sibirya’dan Ümit Burnu’na, Buhara’dan Viyana’ya uzanan coğrafyanın vatan olduğu bilinciyle hareket ederler. Endülüs’ü yitirilmiş rüya, Sicilya’yı kaybedilmiş bir kale görürler. Anadolu’yu Hz. Nuh’un gemisi Cudi’ye indiği günden beri insanlığın baba ocağı bilirler. Hz. İbrahim ile putları kırmaya çalışır, Ashâb-ı Kehf ile çok tanrılı düzene karşı çıkar, izzeti, ikbali, reddeder, ölüm tehdidini yok sayar, diriliş uykusuna yatarlar. Kalbini yitirmiş zalimlere karşı şehrin öte yakasından koşarak gelen şefkat ve merhamet kahramanı Habib-i Neccar gibi şehadete yürümeyi kirli hayata tercih ederler.

İşte tam da bu vasıflarımız nedeniyle millet olma irademiz yok edilmeye çalışılıyor. “Milleti İbrâhim”e ait olmak önemli. Millet olmak ırklar üstü birliktir, orada değerler ve inanç vardır. Aynı kıbleye dönenler, birbirine bağlı yaşarlar. Millet olmanın 3 şartı;

1) Ortak mabediniz olmalı.

2) Aynı mezarlığa defin yapılmalı.

3) Evlilik bağı olmalı, birbirinizden kız alıp vermelisiniz.

Peki bugün de aynı şuurla tek bir millet miyiz? Dünya sağduyuyu ve siyasal aklı kaybetti, sağduyu aydınlarda azalmasına rağmen millette var olmaya devam ediyor. Gittikçe küçülen dünyayı ötekini hesaba katan, adaleti esas alanlar değil insanî olanı tehlike gören, imkân çoğaltmayı ve güç biriktirmeyi barışa ve adalete tercih edenler yönetmiyor. Güçlülerin menfaatini koruyan, kalbi soğuk zekâsı yüksek teknokratlar yönetiyor. Birçok alanda değer kayması, değerlerde aşınma görünüyor. Bugün millet olma irademizin önündeki en büyük tehdit eğitim politikamızdır. Tüm gayretlere rağmen insan odaklı eğitim anlayışını hayata geçiremedik. Eğitimde, kültürde hedefsiz, ilgisiz çalışmalar gönülde boşluk bıraktı, kötülükler oluşan açıktan içeri sızıyor. Yalnızlık ve boşluk iki büyük hastalık, herkesi etkiliyor. Yalnızlık duygusu insanı kötü hislerin etkisine açık hale getiriyor. Boşluk ise duyguları yönetememe, kararsızlık gibi sonuçlar doğuruyor.

Modern insan dünya nimetlerine doydu, yitirdiği benliğini arıyor, maneviyata ihtiyacı var fakat bunu ifade edemiyor. İçinde yaşadığımız şartlar bize her şeyi mübah gören anlayışı dayatıyor, bununla mücadele etmeliyiz. Yeni bir dünya kurmanın yolu iyi niyetle ve gayretle çalışmaktan geçer. Medeniyetimizden yola çıkarak toplum menfaatini esas alan, fedakârlığı teşvik eden değerleri kuşanalım. İslâm’ın en güçlü yanı manevî yönüdür. Onu uygun metotla tebliğ ederek temsil edelim. İnsan aklıyla vicdanı arasında sefer ederek kendini bulur. Kendinden kaçsan bile çare sendedir. Kıymet bilen, değer veren kendi kazanır.

Tam da bu noktada hepimiz teslim ediyoruz ki; idealleri ile kariyeri arasında tercihe zorlanan değil, idealist ve kariyer planı olan gençliğe ihtiyacımız var. Sanal kimliklerle geleceğe yürünmez. Sosyal medya üzerinden akan yoğun mesaj trafiği zihinleri yordu, akılları karıştırdı. Fakat dijital dünyaya da asla sırt çevirmemeliyiz. Çünkü gençlerimiz bizim yabancı olduğumuz bir dönemin öz vatandaşları. Onlar dijital yerliler, onlara bir şeyleri anlatmak yerine yapmalarına fırsat verilmeli.

Söylemleri radikal, ibadet hayatı zayıf, kim olduğunu bilmeyen, kendini yetersiz gören gençler tehlikelidir. Gençlerin bir kısmı stres küpü haline geldi, durumu yönetmekte zorlanıyorlar. İklim krizi, Covid-19 ve ekonomik kriz gençleri sistemden ve hayattan kopardı.

Her şeye rağmen tek ümidimiz gençlerdir. Onlar düzenin iflasını görüyor, bundan endişe ediyor, kurtulmak için çırpınıyor, güvenli yer bulmaya çalışıyorlar. Günün enerjisi, yarının ümidi olan gençler kötülüklere itiraz etmeye, âdil, yaşanabilir iklime ulaşmaya çalışıyorlar. Mevcut hiyerarşik düzene itiraz ediyorlar, ona teslim olmayı reddediyorlar. İnsanda ve sistemde gördükleri kötülüklere yaptıkları itirazı yanlış anlayanlar onları anlama imkanını yitirirler.

Sabrın sonu elbette selamettir. Gençler problemleri eleştiriyor, yanlışlığa itiraz ediyor, kötülüğe isyan ediyor, beklentilerini kaygıyla içlerine gömüyorlar, umutları kırılıyor. Böyle gitmez, sesimiz ve sözümüz yükselecek, ışık bir yerden zuhur edecek diyerek bekliyorlar, içlerindeki umut onları diri tutmaya devam ediyor.

Aralarında itiraz ettiğimiz şeylerin daha iyisini yapacağız inancıyla bekleyen çelik çekirdek bir öncü kuşak var. Azla yetiniyor, azla geçiniyorlar, duygu dünyalarını zenginleştirmeye çalışıyorlar. Hızlı, doğru öğrenme imkânları var, geleceğe birlikte yürüyecekler. İmkâna değil insana yaslanarak, birbirlerine tutunarak güzel işler yapacaklar.

Gelecek, İslâm’a inanan, onun temel metni Kur’ân’ı kalp diliyle okuyabilen, Hz. Peygamber’i önder ve rehber edinenlere aittir. Bunu kalbine dönebilenler başarabilir. Yeniden kalbe döneceğiz, imkânlarımızı artırırken iyi insan biriktirmenin yolunu bulacağız. Yol almak için yürümek gerekir, doğru yolda yürümek için istikâmet şuuru. Ne mutlu istikâmetini koruyabilenlere…

[1] Gençlik ve Spor Bakanlığı Müşaviri, Maarif Vakfı Mütevelli Üyesi, Araştırmacı Yazar.