#

Birkaç Yara Birkaç Mısra

 “Şiir geçer akçe mi katında Rabbim?” diye bir soruyla başlamıştım vaktiyle bir şiire. “Hoş, muhtaç değilsin şairler muhtaç.” diye devam ediyordu. Nereden başladığın mühim, neyi anlattığın da. Son mısraları yazdıktan sonra dönüp alıcı gözle baktığımda biraz serzeniş, biraz dertleşme, biraz iltica olmuş. Şöyle:

“Çok denedim, bir o kadar yanıldım

  Ne kadar sapak varsa saptım, ne kadar patika varsa dolandım

  Çok yanıldım, malumdur.

   İnsan yanıldıkça yorulur,

   Tüm yorgunluklarımı biriktirdim ben de

   Yorgunluk bahane mi katında Rabbim?”

Ne diyeceğini, nasıl anlatacağını bilememenin şiiri oldu belki de. Şiiri tamamlayıp bir bilene danışmadan önce şunları da eklemişim:

“Yağmurlarda ıslandım, titredim zelzelede

   Hiçbiri kendime getirmedi, suç bende

   Güneşin anlattığına kulak veremez oldum,

   Rüzgarın uğultusuna, mevsimlere

   Suçu onlara attım.”

   İşte yara. Yarayı da severiz Yaradan’dan ötürü ama kabuğundan şikâyet edersek bir anlamı kalmaz. Suçu kainata atıp kendimizi temize çıkarmamak için:

“Her şey bozuldu Rabbim,

  Kulların bozuldu, zaman bozuldu, tövbeler bile

  Öyle sandım, değilmiş

  Her şey aslında aynı,

  Her şey aslında ayna.”

   Burada bitmiyordu bu şiir. Bir bu kadarı daha vardı. İbrahim Tenekeci ağabeye yolladım o hâliyle: “Bu şiir burada bitmiş, gerisi fazlalık.” dedi. Duracağım yeri öğrenmem gerektiği ile ilgili hayati bir yorum oldu benim için. Orada durdum. Sonrası, şiir benden çıktı. O ay İtibar Dergisi’ne almış İbrahim Abi, sağ olsun. Hoşuma da gitmedi değil. Şiirim “itibar” gördü. Kendimi yokladım, böbürlenmişim. Az önce “orada durdum” demiştim, duramamışım demek ki. Yazdığım son şiir o oldu, daha da yazmadım. Çokça okudum, içimde demlenen nice şiirler oldu ama yazmaya elim gitmedi. Bunları şunun için anlattım:

Şiir ilhamdır, dertleşmedir, ilticadır. Büyüklenmek, reklam olmak için bir araç değil. Büyükler böyle bakarak büyük olmuşlar. Büyüklendikçe küçülenleri anlatmaya gerek yok.

Ahmet Murat Abi, Muhayyer Münacat şiirinde“Benden şair yaptın ya bu Senin kudretin, memnun musun desem/Sana seslenmeye yarıyor, memnunum bense…” diyor. Durduğu yeri bilmenin şiiri bu olsa gerek.

   Birkaç yara demiştik. İnsanın iyi kötü her vasfını görünür olma ve gösterme yarışında tükettiği bir çağdayız. Yaralardan bir yara, belki de en büyüğü. Sevgisini, nefretini, sırrını, özelini bazen kusurunu bile en yüksek perdeden bağırarak, herkese sunarak yaşadığı; mahrem diye bir kavramın insanlardan koşarak kaçtığı bir çağ bu.

   Bu çağın şiiri, her gün değişen furyalara kapılmamaktır belki de. En zengin kafiye, bütün bağırışların arasında sessiz sedasız ama derinden söylenen birkaç güzel harftir. O en güzel mısra herkesin görünmek için çılgınca yarıştığı mecralarda boy göstermekten sakınmaktır. İçimizde kıpırdayan çocukluktur şiir, içimizdeki çocuğun istismar edilmesine başkaldırmaktır.

   Geçmişten günümüze, şiir dediğimiz varlığın bir macerası olmuştur. Şiir, saflığını yitirmedikçe insanı iyileştirmiş, bulunduğu ortama huzur ve ahenk vermiştir. O safiyetten uzaklaşıldıkça ne şiir ne de başka bir kavram merhem olabilmiştir yaraya.

   Sözün özü: Bir şiirlik ömrü vardır herkesin, son mısrayı gelip ecel yazacak. Öyleyse sormak lazım: Senin şiirin nereden başlıyor, niçin yazıldı, neyi anlatıyor?

Yunus Emre Avşar