#

Z KUŞAĞI NE SÖYLÜYOR?

Z kuşağı mensupları çok büyük işler yapacaklarına, yaptıklarıyla dünyanın kaderini değiştireceklerine inanırlar, büyük hayaller kurarlar fakat bunun için gerekli olan planlı çalışmayı ve zorluklara mücadele etmeyi umursamazlar.

Bilindiği üzere 2000 yılı ve sonrasında doğan çocuklara Z kuşağı deniliyor lakin birçok uzman bu kuşağı farklı isimlerle adlandırıyor: “Çevrimiçi kuşak”, “Kristal kuşak,” “İnternet nesli”, “Google kuşağı”, “Dijital yerliler”, “Şımartılmış çocuklar kuşağı”… TÜİK verilerine göre Z kuşağının nüfusumuz içerisindeki yeri yüzde 30 civarı. Böyle kalabalık bir kuşağın sorunları elbette bir zaman sonra toplumun ve ülkenin sorununa dönüşecektir. İşte bu yüzden Z kuşağını iyi tanımalı ve problemlerine dikkat kesilmeliyiz.

Z kuşağı önceki kuşaklara göre biraz daha yalnız ve mutsuz. Gerçek hayatta ikili ilişkiler kurmak ya da sosyalleşmek yerine online platformlarda sohbet etmeyi, sosyalleşmeyi ve eğlenmeyi tercih ediyorlar. Dışarı çıkma, araba kullanma ve kültürel faaliyetlere katılma konusunda isteksizler. Yüz yüze iletişim kurmak onlar için gerçekten güç. Birileriyle tanışmak, selam vermek, selam almak, iletişimi sürdürmek onları fazlasıyla zorluyor çünkü bu tarz durumlarda neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini tam manasıyla öğrenemediler. Sürekli çalışan anne ve baba, bayramdan bayrama görülen aile büyükleri, vaktiyle sokaklarda karşılaştığımız, mahallede beraberce vakit geçirdiğimiz abi-abla kavramının yok olmasıyla beraber çocuklarımız büyük görmeden, büyüksüz büyüyorlar.

Diğer kuşaklara göre yaşça daha büyük ebeveynlere ve genellikle çalışan annelere sahip olan bu kuşak, Y kuşağı gibi bir takımın parçası olarak değil, sadece en iyilerin kazanabileceği bireysel bir yarışın yarışçıları olarak yetiştirildi. Önceki kuşaklara göre Z kuşağı daha az kardeşe sahip. Küçülen ailelerle birlikte, ailedeki bütün ilgi, sevgi ve para sadece bu çocuklara kanalize olmuş ve onlar ebeveynlerinin küçük prensi/prensesi hâline gelmiş durumda. Sıkı bir şekilde programlanmış ve daima takip altında olan hayatları adeta bir fanusun için alınmış gibi korunaklı.

Diğer kuşaklar işler zorlaştığında kararlılıkla ve inatla devam etmeyi ve başarısızlıklar karşısında yıkılmayıp tekrar tekrar denemeyi düşünürken, Z kuşağı işler zorlaştığında belki de başka bir yol izlemenin daha iyi olacağını ve başarısızlık durumunda belki de orada olmamanın daha iyi bir fikir olduğunu düşünüyor. Önceki kuşaklara göre daha bireysel çalışıyor ve yaşıyorlar. Her şeyin çok çabuk olmasını isteyip anlık ve çabucak tüketiyorlar. Ayrıca bu kuşağın daha az sadık olduğu, sahibi olduğu ideallerden kolayca vazgeçebildiği de bilinmektedir.

Z kuşağı mensupları çok büyük işler yapacaklarına, yaptıklarıyla dünyanın kaderini değiştireceklerine inanırlar, büyük hayaller kurarlar fakat bunun için gerekli olan planlı çalışmayı ve zorluklara mücadele etmeyi umursamazlar. Bu kuşak yapısal olarak diğer kuşaklardan daha farklı bir beyne sahiptir. Onların beyni çok yönlü ve karmaşık görsel imgelerle sarmalanmıştır. Bundan dolayı beynin görsel işlevlerini gerçekleştiren bölümü aşırı gelişmiştir ve böylece onlar için görsel öğrenme yöntemleri çok daha etkili olmaktayken, işitsel öğrenme biçimlerini fazla önemsemezler. El, göz kulak gibi motor beceri senkronizasyonunun en yüksek olduğu kuşaktır fakat bu avantajlar; dikkat, odaklanma ve konsantrasyon zorlukları gibi dezavantajların ortaya çıkmasına da neden olur.

İsimlerden, tanımlamalardan ziyade çağın ruhuna ve davranışlarına dikkat kesilmeyi önemsiyorum. Şu an çevremizde örnek olarak gösterebileceğimiz Z kuşağına mensup binlerce genç var. Bizim vazifemiz bu gençleri böyle örnek kılan değerlerin ne olduğunun farkına varmak, bu değerlerin topluma nasıl yayılabileceği üzerine kafa yormak. Umutsuz değiliz, tüm sorumluluğu gençlerin üzerine yıkıp kenara çekilmeyeceğiz. Güzelin ve iyinin temsilcisi olup gençlerimize el uzatmayı en büyük ödev bileceğiz. Bu karanlık ancak böyle aydınlanır.