#

SANAL MÜNZEVİ

Hayatın her evresinde bir şekilde sanal mecralarla iletişime geçiyor hatta bilfiil içerisinde bulunuyoruz. Bu sürecin önünde durmanın mümkün olmadığını yaşını başını almış amcalarımızın sosyal medya hesaplarından gönderilen arkadaşlık istekleriyle bizzat görüyoruz. Aslında bu süreç genç jenerasyon tarafından bilinçli bir şekilde öngörülmese de gayet işlevsel bir şekilde kullanılıyor. Özellikle son on sene içerisinde birçok kitle hareketi, fikri oluşumlar, toplu gösteriler, sosyal platformlar dijital mecralarda icra ediliyor. Çok ciddi sayıda bir kitleye de ulaşıyorlar. Görünen o ki bu süreç engellenemez bir şekilde devam edecek ve çok daha aktif bir şekilde toplumu şekillendirecek.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise bu kadar fazla bilginin ve bu kadar büyük kitlelerin esasında yalnız bireylerden oluşuyor olması. Yani yapayalnız kalabalıklardan bahsediyoruz aslında. Hatta gündelik yaşam içerisinde, toplumsal rolü ile herhangi bir benzerlik göstermeyen bambaşka bireyler olarak bu kalabalığın bir ferdi oluyoruz. Ancak başta da değinildiği gibi bu süreçten ve bu platformlardan ayrı yaşamak birçok noktada mümkün gözükmüyor. Özellikle mevcut salgın dönemi özelinde ve buna benzer, toplumsal hareketliliğin durdurduğu durumlarda dijital hareketlilik doruk noktasına çıkmış ve bir çok ihtiyacı karşılar hale gelmiş oluyor. Aslında bu bir zorunluluk gibi görünse de esasında imkanlarımızın elverdiği ölçüde kendimizi yansıtma durumundan ve bilgiye ulaşma ihtiyacından başka bir şey değil (Bilgiden kasıt sadece akademik veriler değil tabi ki).

Bizler insanlık olarak bu süreçte şunu idrak etmiş oluyoruz : Hayatımızın birçok evresini artık dijital bir platformda yaşayabiliyor ve ihtiyaçlarımızı bu platformlar sayesinde giderebiliyoruz. Bu son dönemin en önemli değişimlerinden bir olabilir. Bir oda da elinizde bilgisayar ve internete erişim imkanı olduktan sonra yapamayacağımız çok az şey var. Bu ilk bakışta zaten bilinen bir gerçek olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken ve değişim olarak nitelendirdiğimiz nokta ise bu dijitalleşmenin artık her noktada ihtiyaca cevap verecek potansiyelde olduğunu fark etmiş olmamız.

Burada şu soru sorulabilir: Temel ihtiyaçlar haricindeki tüm durumlar sanal ortamda mı yaşanacak ? Tabi ki birçok noktada bu soruya evet demek mümkün değil. Ancak özellikle eğitim, medya, iletişim, alışveriş, eğlence ve sayamadığımız birçok sektör, ağırlıklı olarak fiziki ortama ihtiyaç duymadan faaliyetlerini devam ettirebilecek. Ki bu zamana kadar belli bir ivmeyle dijitalleşme sürecine şahit oluyorduk. Artık çok daha farklı bir ivmeyle bu sürece dahil olacağız ve bu  (dijitalleşme) kaçınılmaz bir gerçek olarak devam edecek.

Görünen o ki uzun vadede hiç tahmin etmediğimiz durumlar değer kazanacak. Çünkü az rastlanılan durumlar kategorisine girecekler. Örneğin işlerini sanal platformlardan uzak bir şekilde çözmeye çalışan insanlar garip karşılanacak. Nasıl ki şu anda telefon kullanmayan birini gördüğümüz de şaşırabiliyorsak aynı şaşkınlık daha farklı boyutlarda devam edecek. Örneğin elimizdeki kağıt paraların bir süre sonra tamamen koleksiyon parçası haline gelmeyeceğni kim garanti edebilir ?  Mesai kavramının ortadan kalktığı veya minimalize edildiği bir dünya oluşturamaz mıyız ? Hizmet sektörünün homeoffıce şeklinde karşılandığı hatta bir çok noktada insan faktörünün ortadan kalktığı bir dünya çok mu uzak ?

Bu ve benzeri bir çok soruyu şu an cevaplayamıyor olsak da bu sorulara gereken cevabı zaman verecektir.

Sonuç olarak yepyeni bir hayat perspektifi kazanmak durumunda kalacağımız önümüzdeki yıllar, en nihayetinde bizim inşa edeceğimiz yıllar olacak. Bizler burada Müslümanlar olarak inşa edilen bu sistemi, adalet terazisini sarsmadan ve sarsılmasına engel olacak dinamikleri muhafaza edecek konumda olmak zorundayız. Yoksa son yüzyıllarda terk edemediğimiz edilgen konumumuzun verdiği sıkıntılarla boğuşmak olacak hikayemiz. Ki son yıllarda açıkça görmüş olduğumuz bir hakikat var. Hiçbir ideoloji, hiçbir izm, hiçbir insan kaynaklı görüş, çağın problemlerine çözüm üretemiyor. Ne kadar kapsamlı çalışılırsa çalışılsın nihayetinde bir noktada kırılmalar yaşanıyor. Açlık, zengin fakir uçurumu, soykırımlar,cinayetler,psikolojik ve sosyolojik travmalar vs bir çok örnek verilebilir.Hamasi bir söylemden ziyade samimi bir perspektiften bakıldığında İslam’ın dünya ve insan oluşumu; en mutedil, en sağlıklı ve en adil düzenin tesisinde tek çıkar yol olarak görülmektedir. Dijital çağın da en çok ihtiyacı olan temel dinamiklerin İslam’ın yetiştireceği insan ve bu insanlardan oluşan toplum sayesinde muhafaza edileceği su götürmez bir gerçektir.

Sonuç olarak ; Artık, yazılmış hikayelerin silik kahramanları olmaktan ziyade o hikayeyi yazan el olmak arzusu ile…